Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
2.22
2.75
0.00


Mehmet Emin Koç

Mehmet Emin Koç

30 Ocak 2012
font boyutu küçülsün büyüsün


Tavır takınmada “iman” farkı


Ülkemizde, bölgemizde ve küresel ölçekte yaşanan olaylar karşısında Müslümanların takındıkları tavırlar, iman, iz’an ve akıl sahiplerini hayrete düşürüyor.

Müslümanların yanı başımızda cereyan eden çeşitli gelişmeler karşısındaki duruşlarını gözlemleyenlerin, Müslüman’ın duruşu bu olamaz, dediklerine şahit olmuşuzdur.

İş öyle bir raddeye varmıştır ki, İslam tarağında çok da bezi olmayan birçok akıl, insaf ve vicdan sahibinin, “en hayati olaylar karşısında Müslümanın vaziyeti bu ise, ben bunlardan değilim, ben bunlardan uzağım” dediğini duymak mümkündür.

Bugün, yaşadığımız olaylar, herkes için olduğu kadar, Müslümanlar için de bir turnusoldur, “iman sınavı”dır.

Kainatın yaratıcısı ve sahibi olan Yüce Allah, toplumların, bugün olduğu gibi, dün de böylesi sınavlara tabi tutulduklarını hatırlatmaktadır:

“And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken; insanlar, “İnandık” deyip, denenmeden bırakılacaklarını mı sanıyorlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır” (Ankebut, 29/2).

Olaylar karşısındaki tavır ve tepki, kalplerdekine göre şekil alır. Kalplerdekini açığa çıkartır.
İman, kalbin fiilidir.

İmanın merkezi kalptir.

Takvanın da merkezi kalptır (Müslim, Sahih, Birr, 32; Tirmizî, Sünen, Birr, 18).
Kişilerin yaptıkları iler ve takındıkları tavırlar, kalplerindeki iman ve niyete göre değerlendirilir.
Bu noktada “iman” ve “İslam” farkı kendini gösterir.

İman, kalpteki öz ve “hak üzere olma hali”dir; İslam ise dıştan görünüş ve “kal”dir, dil ile iddiadır.
Müminin imanı kalbindedir, onun imanına, hali ve tavrı şahitlik eder. Müslümanın imanı ise diliyle ikrardır, ameliyle göstermesidir; onun da imanına, sözleri ve dıştan görünen amelleri şahitlik yapar.

Bu bakımdan gerçekten iman ehli olmak farklıdır; Müslüman olmak veya İslamcı görünmek farklıdır.
Kalpleri bilen ve kalplere tecelli ve nazar eden Yüce Allah, bu gerçeği şöyle hatırlatıyor:

“Bedevîler, ‘İman ettik’ dediler. De ki, ‘Siz iman etmediniz; ancak Müslüman olduk, deyin’. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah’a ve Resulüne itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Hucurat, 49/ 14)

Bu âyet-i kerime Beni Esed kabilesinden bazı kişilerin tavırlar sebebiyle gelmiştir. Bunlar, bir kıtlık yılında Medine’ye gelerek Rasulullah’ın huzuruna çıkıyorlar. Kelime-i Şehadet getirip Müslüman olduklarını ilan ediyorlar. İslam’ın olmazsa olmaz “iman şartı” olan Kelime-i Şehadeti ikrar etmelerine rağmen, Müslümanlara eziyet veriyorlar, Müslümanların geçtikleri yollara insan pisliği atıyorlar, pazarlarda fiyatları fahiş şekilde yükseltip Rasulullah’ın etrafındaki mü’minlere zarar veriyorlar. Ortamını bulunca da; bizler, savaşmadan, sülalecek geldik, varımızla-yoğumuzla gelip Müslüman olduk, diyerek keyif bağışlıyorlar, Rasulullah’ı minnet altında bırakmaya kalkışıyorlar. Fakat mangalda kül bırakmayan bu sülale, iş Müslümanlarla bir ve beraber olup iman tavrı takınmaya sıra geldiğinde, Hudeybiye’de olduğu üzere, sıvışıyorlar; müşrik veya gayr-ı Müslimlerin safında yer alıyorlar.

Bunun üzerine Yüce Allah, “kalplerdeki imanı” ortaya çıkartan ve “olaylar karşısındaki tavrın imanın tezahürü olduğunu” beyan eden bu “evrensel ilahi ölçü”yü indiriyor. (Bkz. Taberî, Tefsir, XXVI, 90, ilgili ayet; Vahidi, Esbab-ı Nüzul, 2/831; Zuhayli, el-Münir, 13/493).

Yüce Allah, Kelime-i Şehadet’i ikrar ve ilan etmelerine rağmen, olaylar karşısında Müslümanların safında değil de müşriklerin ve gayr-ı Müslimlerin safında yer alanlara, “İman ettik” demeyin, Müslüman görünüyoruz, deyin diyor.

Bugün Müslümanların, gerçekten Allah ve Rasulu’ne inanıyor iseler, çağımızın gelişmelerini de bu “evrensel ilahi perspektif”ten ele almaları, yanı başımızda cereyan eden olaylar karşısında ona tavır takınmaları gerekiyor elbette.

Bu bir “olaylar içinde iman sınavı”dır.

Bu bağlamda kalbinde imanı olan Müslüman, bilsin ki, Afganistan veya Irak’ın işgalinde, gayr-ı Müslimlerin yanında yer alamaz.

Zerre kadar bile olsa imanı bulunan, iz’an ve vicdanı olan bir Müslüman, gayr-ı Müslimlerin 22 İslam ülkesine musallat olacaklarını ilan edip adım attıkları bir Haçlı planında olan-bitenlere onay vermez, onlara emir kulluğuna soyunamaz.

Böylesi bir yanlış safta durmaya devam eder, bu yanlışta ısrarcı olursa bilsin ki, o iman üzere değildir. O, Allah’tan, Rasulullah’tan, mü’minlerden ve haktan beridir.

Nice İslamcılar bu “iman sınavı”nı kaybetmişler. Nice cübbeliler-şalvarlılar, nice hacılar-hocalar, bu “olaylar içindeki iman sınavı”nı, kalplerdeki imanı ortaya çıkartan sınavı, “gayr-ı Müslimlerin yanında yer alarak” kaybetmişlerdir.

Kalıplarının İslam görünmesi onları kurtarmayacaktır.

İslamcı kılığına bürünmüş oldukları halde, Müslümanların canlarına, mallarına, vatanlarına ve namuslarına musallat olan işgalciler ve gayr-ı Müslimlerle beraber saf tutanlar, bilsinler ki, bu ayetin muhatabıdırlar. Esedoğullarının bedevileri gibi onlar da, iman ettik demesinler, konjonktür icabı Müslüman görünüyoruz, desinler.

Bu, gerçekten mü’min olmak ile İslamcı olmak arasındaki kalp ve duruş farkıdır.






Bu yazı 751 defa okundu.





yorumlayorum ekle




Yorumlar


  henüz yorum yok